top of page

Cinsel İsteksizlik Efsanesi: Gerçekten "İstek Azlığı" Diye Bir Şey Var mı?


Cinsel isteksizlik efsanesi ve istek azlığı konusunda endişeli, düşünceli görünen kadın/erkek İlişki Sorunları

Televizyonu açıyoruz; tutkulu aşıklar birbirini görür görmez (hatta bazen asansörde) kıyafetlerini parçalıyor. Kitapları okuyoruz; "Onu gördüğüm an içimde bir ateş yandı" cümleleri havada uçuşuyor.

Sonra kendi hayatımıza dönüyoruz: Akşam olmuş, işten yorgun gelmişiz, kafada "Yarınki toplantı ne olacak?" sorusu, içeride çocuklar uyuyor mu stresi... Partnerimiz yaklaşıyor ve içimizden o meşhur cümle geçiyor: "Canım hiç istemiyor."

Ve hemen ardından gelen o suçluluk duygusu: "Bende bir sorun mu var? Neden eskisi gibi değilim? Yoksa artık onu sevmiyor muyum?"

Hoş geldiniz, yalnız değilsiniz! Hatta size bir sır vereyim: Muhtemelen "isteksiz" değilsiniz, sadece isteğinizin çalışma şekli filmlerdekinden biraz farklı. Gelin, şu "cinsel isteksizlik" efsanesini bilimin ışığında, biraz da mizahla masaya yatıralım.



Spontan İstek vs. Tepkisel İstek: Siz Hangisisiniz?

Spontan ve tepkisel cinsel istek farkını anlamaya çalışan, ev ortamında sohbet eden çift - Cinsel Terapi İzmir

Yıllarca bize cinsel isteğin "acıktım" demek gibi kendiliğinden gelen bir dürtü olduğu öğretildi. Yani durup dururken, hiçbir şey yokken gelen o arzu. Bilim buna "Spontan (Kendiliğinden) İstek" diyor. Genellikle erkeklerde daha baskın olduğu bilinse de (testosteron sağ olsun), ilişkilerin ilk "cicim aylarında" herkes bu modu yaşar.

Ama bir de madalyonun diğer yüzü var: "Tepkisel (Responsive) İstek."

Tepkisel istek şuna benzer: Canınız hiç parti yapmak istemiyordur, kanepede oturmak daha caziptir. Ama arkadaşlarınız zorla sizi o partiye götürür. Müzik başlar, ortam güzeldir, biraz dans edersiniz ve bir bakmışsınız ki; "İyi ki gelmişim, çok eğleniyorum!" diyorsunuz.

İşte tepkisel istek tam olarak budur! Arzu, eylemden önce değil, eylem sırasında veya ortam (bağlam) uygun olduğunda ortaya çıkar.

Önemli Not: Eğer "Canım istemiyor" deyip kendinizi geri çekiyorsanız, belki de sadece isteğinizin başlaması için doğru "daveti" (uyaranı) bekliyorsunuzdur. Bu bir bozukluk değil, bir farklılıktır!

Gaz ve Fren Mekanizması: Beyninizdeki Trafik

Ünlü araştırmacı Emily Nagoski, beynimizdeki cinsellik sistemini bir arabaya benzetir:

  1. Gaz Pedalı (Cinsel Uyarı Sistemi): Gördüğünüz, duyduğunuz, hissettiğiniz ve sizi "moda sokan" her şey.

  2. Fren Pedalı (Cinsel Baskılama Sistemi): "Şu an sırası değil" diyen her şey. Stres, yorgunluk, "Vücudum kötü görünüyor mu?" endişesi, odaya çocuk girer mi korkusu...


Çoğu zaman sorun gaz pedalında değildir. Sorun, frenin köklenmiş olmasıdır!


Eğer el freni çekikse (kafada binbir türlü stres varken), gaza ne kadar basarsanız basın (mumlar, romantik yemekler, seksi iç çamaşırları), o araba gitmez! Hatta motoru yakarsınız.




Cinsel isteği baskılayan stres, yorgunluk ve kaygı faktörleri - Emily Nagoski Gaz ve Fren Modeli

Cinsel İsteksizlik mi, Yoksa "Bağlam" Sorunu mu?

Danışanlarımdan sıkça şunu duyarım: "Eskiden böyle değildim." Eskiden (ilişkinin başında) faturalar, çocuk sorumluluğu, gelecek kaygısı veya birikmiş tartışmalar yoktu. Yani frenler boştu.

Psikolojik açıdan baktığımızda, "cinsel isteksizlik" dediğimiz şeyin altında genellikle şunlar yatar:

  • Partnerle yaşanan iletişim kopuklukları (Bulaşık kavgası yatakta biter!),

  • Performans kaygısı ("Ya iyi olamazsam?"),

  • Beden algısı sorunları,

  • Ve en önemlisi: Yanlış Beklenti. (Kendiliğinden arzu gelmesini beklemek).


Peki, Ne Yapmalı? (Reçete Değil, Yol Haritası)


Cinsel terapi ve psikolojik destek sonrası sağlıklı iletişim kuran mutlu ve huzurlu çift

Eğer bu yazıyı okurken "Aaa, bu benim!" dediyseniz, işte size birkaç psikolojik tüyo:

  1. Kendinizi Etiketlemeyi Bırakın: "Frijiit", "Soğuk", "İsteksiz" gibi etiketler sadece stresi (freni) artırır. İstek mekanizmanızın "Tepkisel" olabileceğini kabul edin.

  2. Frenleri Kontrol Edin: Sizi neyin durdurduğunu bulun. Yorgunluk mu? Partnerinize olan kızgınlık mı? Önce frenden ayağınızı çekmek, gaza basmaktan daha etkilidir.

  3. İştahın Gelmesini Beklemeyin: Bazen masaya oturmadan iştah gelmez. Ortamın güvenli ve keyifli olduğu durumlarda, kendinize ve partnerinize bir şans verin. Amaç "hedefe ulaşmak" değil, "yakınlaşmak" olsun.

  4. Profesyonel Destek: Eğer bu durum ilişkinizi çıkmaza sokuyorsa veya altında yatan travmatik/fizyolojik sebeplerden şüpheleniyorsanız, bir psikolog veya cinsel terapist ile görüşmek, o düğümü çözmenin en sağlıklı yoludur.

Unutmayın; cinsellik sadece fiziksel bir eylem değil, zihinsel ve duygusal bir danstır. Ve herkesin dansı kendine özgüdür.

Sizin "frenlerinize" en çok ne basıyor? Stres mi, yorgunluk mu, yoksa bambaşka bir şey mi?

Sağlıkla ve keyifle kalın.

Psikolog Berna Göksu


 
 
 

Yorumlar


bottom of page